Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği, Ankara’da Çankaya Belediyesi ev sahipliğinde, Afetlere Dirençli Kentler Ve Toplumlar Paneli düzenledi.
Panele Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner katıldı.
Hüseyin Can Güner: “Gelecek kuşaklara güvenli kentler bırakmak için afetle mücadeleyi temenniyle değil, akıl ve bilimle sürdürmek gerekiyor”
Panelin açış konuşmasını yapan Güner, şunları söyledi:
“Çankayamızın da kurucularından olduğu Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği, yaşanabilir ve sürdürülebilir kentler inşa edilmesi, kentlerimizin sağlıklı hale getirilmesi, afet dirençli kent modelinin ortaya konulması gibi pek çok başlık altında kurulduğu günden bu yana çalışmalarını sürdürüyor. Bugün de burada kentlerimizin geleceğini ve yaşam hakkını ilgilendiren çok önemli bir başlık etrafında bir araya gelmiş bulunuyoruz. Afetlere dirençli kentler ve toplumlar artık teknik bir tartışma konusu olmanın ötesinde, doğrudan doğruya kamusal bir zorunluluk ve etik bir sorumluluk haline gelmiştir. Özellikle 6 Şubat depremi de göstermiştir ki bugün alınan kararların bedelini, yarın gelecek kuşaklar ödemektedir. İşte bu kuşaklara, çocuklara, henüz doğmamış bebeklere karşı biz seçilmiş yöneticilerin ve kentin, yurdun tüm paydaşlarının sorumluluğu bulunmaktadır. Onlara güvenli kentler, sağlıklı, yaşanabilir ve sürdürülebilir kentler bırakmak için afetle mücadeleyi temenniyle değil akıl ve bilimle, aceleyle değil uzmanlıkla, kapalı kapılar arkasında değil bugün burada olduğu gibi toplumun ve kentlerin tüm paydaşlarıyla sürdürmek gerektiğine yürekten inanıyorum. Bugün Türkiye Sağlıklı Kentler Birliğimizin de işte bu ilkeler ve hedefler doğrultusunda gerçekleştirdiği bu toplantının, düzenlenecek panel ve çalıştayın bu amaçlara hizmet edeceğini umuyor, bilgiyi çoğaltan, iş birliğini güçlendiren ve yerel yönetimlere yön veren sonuçlar üretmesini diliyorum.”
Cemil Tugay: “Sıklığı gittikçe artan afetleri yaşamamız dolayısıyla dirençli kentler başlığı çok önemli”
Tugay ise şunları söyledi:
“Bugün iki ayda bir düzenlediğimiz tematik bölge toplantılarından birini gerçekleştiriyoruz. Bu toplantının konusu olarak afetler ve dirençli kentleri seçtik. Bu konu başlığının ne kadar önemli olduğunu yakın zamanda ya da geçen yıllar içerisinde sıklığı gittikçe artan afetleri yaşamamız dolayısıyla hepimiz biliyoruz. Kentleri, yerleşim yerlerini yöneten, oraların hem bugün sahip olduğu problemleri hem de geleceğe hazırlanmasını sağlayan yerel yöneticiler olarak bu konu başlığının bizler için ne kadar önemli olduğunu ve bu anlamda üzerimize kabaca neler düştüğünü aslında biliyoruz. Ama bugünkü toplantıda biraz daha detaylandırarak hangi başlıklarda sorumluluklarımız olduğunu konuşmak istedik. Sağlıklı Kentler Birliği çatısı altında acaba nasıl iş birlikleri geliştirebiliriz, bunu da konuşmak istedik.
"Afet yönetimini bir refleks alanı olmaktan çıkarıp hazırlık, öngörü ve planlama alanı haline getirmemiz gerek”
Burada bütüncül bir kentsel direnç hedeflediğimizi özellikle belirtmek isterim. Yaşadığımız coğrafya afetler açısından ‘şanssız’ diyebileceğimiz ya da afetleri sıkça yaşadığımız coğrafyalardan birisi. Türleri farklı da olsa hemen hemen her yerleşim birimimizde, insanlarımız farklı afetlerle ve bu afetlerin neden olduğu acılarla ne yazık ki yüzleşiyorlar. Afetler arasında bizi en fazla korkutan, bir anda en yoğun probleme neden olan afet deprem. Depremi özel bir yere koymamız lazım. Depremle ilgili risk haritalarımızı, depremin daha fazla riskli olduğu alanlarda özellikle plan çalışmalarını daha özel bir önem vererek yapmalıyız. En iyi afet yönetiminin yıkıcı sonuçlarını önceden göreceğimiz ve bunu önleyeceğimiz afet yönetimi olduğu sık sık konuşuyoruz. O yüzden afet yönetimini bir refleks alanı olmaktan çıkarıp hazırlık, öngörü ve planlama alanı haline getirmemiz gerektiğini hepimiz fark etmeliyiz. Gerçek başarı enkaz başında gösterilen kahramanlıklarla değil, aslında enkaz oluşmasını engelleyen sistemlerle ölçülmeli.
"Yaşadığımız en büyük ve en önemli kriz iklim krizi”
Türkiye 2024 yılında, yalnızca doğa kaynaklı 7 bin 767 afet olayı yaşadı. Bunların içerisinde 5 bin 321’i bin orman yangını, bin 818 su baskını, 332 heyelan, 194 deprem, 83 çığ ve aşırı kar olayı. Türkiye artık çoklu bir kriz ortamı içinde. Bu tablo bize şunu söylüyor: Deprem, sel, yangın ve kuraklık gibi şeyler aslında birbirinden bağımsız afetler değildir. Biri başladığında diğeri tetikleniyor. Bu nedenle afetlere dayanıklı şehirler tesadüfen oluşabilecek şeyler değil ancak birlikte planlanarak kurulan şehirler olduğunu ifade etmemiz lazım. Risk azaltım planlarının sadece merkezi yönetimin görevi olarak değil, hem Türkiye Afet Risk Azaltma Planı ve afetle mücadele planlarının genel olarak merkezi yönetimin yapacağı işler değil, bizim de önemli bir parçası olmamız gereken konular olarak görmemiz gerektiğini tekrar söylemek isterim. En çok depremler ve orman yangınları bizim için kısa vadede ciddi sorunlar yaratan afetler gibi görünüyor olsa da aslında gerçekten yaşadığımız en büyük ve en önemli krizin, en önemli afetin iklim krizi olduğunu ifade etmek isterim. Güncel olan kuraklık konusu ama genel olarak anormal atmosfer hareketleri ve yazın yaşanması kaçınılmaz olan aşırı sıcak hava dalgaları, bunların sebep olduğu doğrudan ya da dolayı insan sağlığı, toplum sağlığıyla ilgili sonuçlar, çevre problemleri, tarıma yansımasıyla sebep olacağı gıda krizi, ekosistemler üzerinde yattığı tahribatla tamamen çölleşmiş bir Türkiye’ye doğru bizi götüren bu tablo en fazla ciddiye almamız gereken ve en öncelikli çalışmamız gereken konulardan biri olarak önümüzde duruyor.
"İzmir’de devam eden bir deprem master planı çalışması yapılıyor”
Biz İzmir'de arkadaşlarımızla birlikte hem şehrin karbon emisyonunu azaltmak hem iklim krizine uyumla ilgili önlemler alma konusunda yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Depremle ilgili de şu anda devam eden bir deprem master planı çalışması yapılıyor. İzmir yer hareketliliği açısından problemli bölgelerden birisi. Zeminin değerlendirilmesi, mikrobölgeleme çalışması, fay hatlarının yeniden haritalandırılması yanında, şu anda mevcut olan yapıların da envanterini tamamen çıkarmak için yoğun bir çalışma yürütüyor arkadaşlarımız. Olacak riskleri önceden saptayarak gerekli önlemleri alacağız ve bu arada altyapının da dirençli hale gelmesi gerektiğini biliyoruz. Bu çerçevede master plan çalışmamız devam ediyor. Herkesin deneyimlerini birbiriyle paylaşması gereken bir çağdayız. Bu buluşmaların amacı tek taraflı bir şeyleri anlatmak değil ama herkesin bir taraftan ilgisini çekmek, bir taraftan deneyimini diğer katılımcılara sunmak. O yüzden toplantılarda interaktif bir iletişim olmasını özellikle rica ediyorum. Nihayetinde Türkiye'nin tamamını kapsayan bir eylem planı gerçekleştirebilmek için yerel buluşmaları güçlü tutmamız lazım. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği olarak istediğimiz şey, Türkiye'nin her yerinde olmak. Oralarda yerel dinamiklerle aynı zamanda buluşmak, farklı konu başlıklarında olsa da nihayetinde amacımız kentlerimizin sağlıklı, dirençli olması.”
Mansur Yavaş: “6 Şubat depreminden sonra gördük ki Türkiye'de şu anda en güçlü kurumlar belediyeler”
ABB Başkanı Yavaş ise şunları söyledi:
“Müstakbel Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği üyesi olarak hitap etmek için buradayım. İnşallah pazartesi günü belediye meclisimizde karar alarak biz de bu grubun bir üyesi olmayı planlıyoruz. Belediyecilik sürekli gelişen bir dal. Doğumundan ölümüne kadar kentimizde yaşayan herkesin her şeyiyle ilgili gelirken onun sağlıklı yetişmesi, sağlıklı yaşaması, ruh sağlığını geliştirmesi dahil her konuda tedbir almakla yükümlüyüz. Ama son zamanlarda özellikle Büyükşehir Yasası çıktıktan sonra durumumuz çok daha değişti. Özellikle 6 Şubat depreminden sonra şunu gördük ki Türkiye'de şu anda en güçlü kurum, 30 tane büyükşehir belediye başkanı ve diğer büyük belediyelerimiz. Çünkü köy hizmetlerinin kapatılmasıyla artık bundan sonra büyükşehir belediyeleri ekipman olarak, ekip olarak, eleman olarak, teknik eleman olarak en güçlü kuruluşlar haline geldi. Bunu da 6 Şubat’ta iyice hissettik. Türkiye'deki tüm belediyeler deprem bölgesine koştu. Kendi gücü yettiği kadarıyla oralarda çalışmalar yaptılar. Gerçekten başarılı çalışmalar yaptılar. Bu arada hükümetlerin de eski yıllardan beri artık hareket tarzları değişti. Kendileri iş yapmak yerine, özelleştirip bunları firmalar aracılığıyla yapmaya başladılar. Örneğin Kara Yolları’nın bugün aracı yok. Karayolları bugün kar yolları kapattığı zaman artık açamıyor. Çünkü bütün ekipmanlarını artık müteahhitler aracılığıyla yol yaptıkları için son derece azalttılar. Bugün Devlet Su İşleri (DSİ) ve Orman Bakanlığı’nın haricinde yeterince aracı olan, ekipmanı olan kurum kalmadı. Ama işte bunların tamamı bugün büyükşehirler ve belediyeler aracılığıyla yürütülüyor.
"Hükümetin, bakanlıkların belediyelerle el ele vererek çalışmalarını sürdürmeleri lazım”
Bunun yanında tabii ki aynı zamanda ortaya çıkan iklim krizinin yarattığı sonuçlar çok vahim. Bunu biz deneyerek yaşıyoruz. Şehir selleri oluyor artık. Çünkü toprak suyla buluşmuyor. Her yere asfalt yapıyoruz, her yere kaldırım yapıyoruz. Yeşil alan yaptığımız yerler oldukça sınırlı kalıyor. Dolayısıyla aynı zamanda da bu yapılan yüksek binalar nedeniyle ısı adacıkları oluşuyor. Şehrin üzerine bulut geldiği zaman, şehir seli yaratacak kadar yoğun yağıyor ya da yağmazsa zamanında şimdi olduğu gibi Ankara'nın üzerinde artık yağmur bulutu, kar bulutu hemen hemen gelmiyor. Bunlar büyük krizler ve bunları hep birlikte Sağlıklı Kentler olarak yönetmek durumundayız. Bunu yapabilecek ben Türkiye'deki en önemli kuruluşun belediyeler olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle hükümetin, bakanlıkların iyi bir iş birliği yapmak suretiyle bir an evvel belediyeleri bu konuda el ele vererek çalışmalarını sürdürmeleri lazım.
"İş birliğiyle kentlerimize daha iyi hizmet yapabiliriz”
Bir diğer konu yine bu sefer dünyada savaş tehlikesi çıktı. Savaş tehlikesi çıkınca Çevre Bakanlığı talimat verdi: ‘Bütün illerimizin tamamında sığınak yeniden yapılacak. Sığınaksız yer kalmayacak.’ Dolayısıyla bunlar da yine belediyeler aracılığıyla yapılacak ve bundan sonra ruhsat verirken zaten sığınak zorunlu ama demek ki biraz daha bütün insanları orada toplayabileceği şekilde yapılacak. İşte bunların tümünün planlamasının belediyeler üzerinden yapılması gerekiyor. Bu nedenle bu tür konuların burada tartışılarak ve üstelik başımıza gelen olayları da deneyimleri de paylaşmak suretiyle aynı zamanda bunları da bakanlıklara aktararak, birlikte iş birliği yaparak kentlerimize daha iyi hizmet yapabiliriz diye düşünüyorum.”




