Milli Eğitim Bakanlığı’nın takvimine göre 2025-2026 eğitim öğretim yılının ikinci ara tatili sona erdi, 18 milyondan fazla öğrenci ders başı yaptı. Ancak yeni dönem, milyonlarca çocuk için bir kez daha açlıkla başladı.
OECD verileri, ülkede eğitime eşlik eden yoksulluğun boyutunu ortaya koydu. Son 30 gün içinde haftada en az bir kez maddi yetersizlik nedeniyle yemek yiyemeyen öğrenci oranı yüzde 19,2 olurken Türkiye bu oranla 37 ülke arasında ilk sıraya yerleşti.
Derinleşen yoksulluk, çocukların beslenme hakkını doğrudan etkiledi. Dünya Bankası ve TÜİK’in ortak araştırmasına göre 7 milyon 39 bin çocuk Afrika ülkeleri düzeyinde açlık yaşarken 6,7 milyon çocuk günde en az bir kez protein içeren gıdaya erişemiyor. Her 100 çocuktan 32’si ise yatağa aç giriyor. Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 Eğitim İzleme Raporu da tabloyu doğruladı. Rapora göre, her 4 çocuktan biri düzenli protein alamazken her 10 çocuktan biri taze meyve ve sebzeye ulaşamıyor.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-der) tarafından yapılan hesaplama, devlet okullarındaki öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek sağlanmasının 2025 yılı kamu harcamalarının yaklaşık yüzde 1,5’ine denk geldiğini ortaya koydu. Buna rağmen MEB, “kaynak yok” gerekçesiyle konuya dair tüm araştırmalara, çağrılara ve uzmanların uyarılarına kulak tıkamaya devam etti.
ADIM DAHİ ATILMADI
Oysa dünya genelinde 100’den fazla ülke okul yemeğini eğitim politikalarının bir parçası olarak uygulamaya devam ediyor. Brezilya’dan Finlandiya’ya, Hindistan’dan Kenya’ya kadar birçok ülkede bu programlar kamu bütçesiyle finanse ediliyor.
Türkiye’nin Uluslararası Okul Yemekleri Koalisyonu’na üye olması çağrısını yineleyen Veli-der Başkanı Ömer Yılmaz, “Bu konuda başta demokratik kitle örgütleri olmak üzere sivil toplumun, eğitimcilerin ve siyasetçilerin yıllardır ısrarlı çağrılarına rağmen, halen ücretsiz okul yemeği uygulaması hayata geçirilmiyor. Dahası, Fransa, Finlandiya ve Brezilya’nın eş başkanlığını yürüttüğü, Dünya Gıda Programı’nın da sekretaryasını üstlendiği Uluslararası Okul Yemekleri Koalisyonu’na üye olmak için adım dahi atılmıyor” dedi.
KAYNAK AYRILMALI
Yılmaz, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
•Her çocuğun her gün ücretsiz, sağlıklı ve güvenli okul yemeğine ve temiz suya erişimi, sürdürülebilir ve kalıcı bir kamusal politika haline getirilmeli, konu dönemlik bir sosyal yardım mekanizması olmaktan çıkarılmalı.
•Okul yemeği hakkı evrensel ve kapsayıcı bir sistemle hayata geçirilmeli. İlk başta tüm devlet okullarını kapsayacak şekilde yapılandırılmalı.
•Okul yemeği politikası; eğitim, sağlık, sosyal koruma, yerel tarım ve iklim politikalarıyla birlikte ele alınmalı.
•Okul yemeği programları için merkezi bütçeden mutlaka kaynak ayrılarak sürdürülebilir politikalarla hayata geçirilmeli.
Diğer taraftan 22 Mart Dünya Su Günü’ne de dikkat çeken Yılmaz, “Okullardaki durumu anlamak için empati yapmak üzere tüm kamuoyu başta olmak üzere velilerimize seslenmek isteriz. Evlerinizdeki su vanalarını kapatıp sebilleri kaldırın. Su içme ihtiyacı duyduğunuzda markete gidip su almak ne kadar zor ve tuhaf bir durum ise şu anda okullarda yaşananlar da böyle tuhaf ve anlamsızdır” şeklinde konuştu. “Çocukları güvenli içme suyundan mahrum bırakmak, yalnızca bir ihmal değil; aynı zamanda bir hak ihlalidir” diyen Yılmaz, konuşmasını şu talepleri sıralayarak sonlandırdı:
•“Okullarda tüm çocukların gün boyu ücretsiz ve güvenli içme suyuna erişimini sağlayacak hijyenik sebil ve çeşme sistemleri yaygınlaştırılmalıdır.
•İçme suyu kaynaklarında toksik kimyasallar ve kirleticilere ilişkin kapsamlı ve şeffaf bir su kirliliği haritası oluşturulmalıdır.
•Kısa vadede riskli bölgelerdeki okullara etkili filtrasyon sistemleri kurulmalı; uzun vadede ise yerel yönetimler, merkezi kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları arasında kalıcı işbirliği mekanizmaları geliştirilerek güvenli su altyapısı tüm illerde güçlendirilmelidir.
•Tüm eğitim kademelerinde her çocuk için ücretsiz, temiz ve içilebilir suya erişim kamusal bir sorumluluk olarak güvence altına alınmalıdır.”





