CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda “oylamaya hile karıştırma” iddiası ile açılan ceza davasında ikinci duruşma Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı. Aralarında CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın da bulunduğu 12 sanık yeniden hâkim karşısında.

Sanıklar, seçim sürecine hile karıştırmakla suçlanıyor. Savcılık, 3 yıla kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep ediyor.

Davanın mağduru olarak dosyada yer alan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ilk duruşmaya katılmamıştı. Eksiklerin tamamlanması için 4 Kasım’da ertelenen duruşma, 13 Ocak 2026 tarihinde yeniden görüldü.

İMAMOĞLU SEGBİS İLE BAĞLANDI

Mansur Yavaş: "Rauf Denktaş'ı Aramızdan Ayrılışının Yıl Dönümünde Saygı ve Rahmetle Anıyorum"
Mansur Yavaş: "Rauf Denktaş'ı Aramızdan Ayrılışının Yıl Dönümünde Saygı ve Rahmetle Anıyorum"
İçeriği Görüntüle

Duruşma, Parti Meclisi üyesi Baki Aydöner’in savunmasıyla başladı. İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’nden SEGBİS üzerinden duruşmaya katıldı.

Duruşmada savunma yapan İmamoğlu, CHP’nin ve yöneticilerinin davalar silsilesiyle karşı karşıya olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

“Tarihte görülmemiş içerikte hamlelerle, birtakım girişimlerde bulunan bazı insanların yüce Türk yargısı huzurunda bu tür imkanlar bulması ve gerçekten yargımızı, adaletimizi mülkün temeli diye tarif ettiğimiz, sırtımızı dayamamız gereken mahkemelerimizin bu şekilde meşgul edilmesi utanç vericidir, çok üzücüdür. Sözde tanık olarak sunulan ancak gerçekte tanıklık vasfı bulunmayan aynı birkaç ismin her seferinde yeniden sahneye çıkarıldığını görüyoruz. Ya şahsıma ya da mensubu olduğum partiye yönelik yeni bir iftira kurgulamakla görevlendirilmekte, aynı senaryo, aynı ezber, farklı dosya numaralarıyla dolaşıma sokulmaktadır. Madem bu isimler bu denli vazgeçilmezdir, hepsini bir araya getirip İstanbul’da hep birlikte yorumlasınlar, göndersinler, inanın şaşırmam, zira muhtemelen orada da ifadeleri hazırdır diye düşünüyorum.

"MİLLETİN İRADESİNE YÖNELMİŞ SALDIRIDIR"

Bu akıl dışı beyanları kimlerin ezberlettiği, hangi odakların bu kişilere yol tarif ettiği neden sorgulanmamaktadır? Gerçekten bu, günü geldiğinde sorgulanacaktır. Bağımsız olması beklenen yüce Türk yargısının bu kişileri hiçbir maddi delille desteklenmeyen anlatılarına rağmen tanık ilan etmesi hangi hukuk anlayışıyla bağdaştırılabilir? Hukuk bir ülkenin onurudur. Adaletin terazisine iftirayı, dedikoduyu ve siyasi siparişleri koymak yalnızca değerlere değil, doğrudan milletin iradesine ve demokrasimize yönelmiş çok ciddi bir saldırıdır. İddia makamının bu tür kişi ve kişilerin ifadelerini kale alması utanç vericidir. Yargının akıl ve izan dışı bu senaryoların figüranı haline getirilmeye çalışılması sadece bir hukuki çürüme değil, aynı zamanda toplumun adalet duygusuna karşı açıkça ciddi bir ihanettir. Milletimize ağır bedeller ödeten bu süreçte hukuku siyasetin sopası haline getiren ve buna sessiz kalan herkesi, bu işin içerisinde rol alan herkesi uyarıyorum, bu suçun ortağı haline gelmeyin, yazıktır, günahtır. Bir yılı aşkın süredir ülkemizin gündemini meşgul eden ve bu işi bilinçli bir şekilde organize eden kim var ise yüce Türk yargısı huzurunda, günü geldiğinde, adil bir ortamda, özgür bir ortamda hesap verecek.

İMAMOĞLU: KILIÇDAROĞLU TEKLİF ETTİ

Divan Başkanı olarak görev yaptığı kurultayın kendisi için çok değerli olduğunu söyleyen İmamoğlu, ne adaylara yönelik herhangi bir telkini ne de iradeyi etkilemeye dönük bir tutumunun söz konusu olduğunu ifade etti.

İmamoğlu, "Kurultay sürecinde benim Kurultay'a Divan Başkanı olarak gösterilmemi tarafıma teklif eden de önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Oy birliğiyle seçilerek onurlu bir görev yaptık" dedi.

İmamoğlu, kurultay sürecinde en ufak bir çatışma, bir nahoş olay yaşanmadığına dikkat çekerek şunları söyledi:

"Divan Başkanı olarak görev yaptığım kurultay süreci elbette benim için çok değerlidir. Bu süreç, parti tüzüğü, ilgili mevzuat ve siyasi etik kurallar çerçevesinde şeffaf ve herkesin gözü önünde yürütülmüştür. Bu süreçte ne adaylara yönelik herhangi bir telkinim ne de iradeyi etkilemeye dönük bir tutumum söz konusu olmuştur. Divan Başkanlığım seçimin olduğu gün başlamış ve iki gün sonra da zaten sona ermiştir. Divan Başkanı’nın görevi bellidir. Divan Başkanı, kurultaydaki delegeler tarafından seçilir ve görevini yapar. Görevini yaptığı süreç içerisinde, oylama saati geldiğinde görevi seçim kuruluna devreder ve süreci seçim kurulu yönetir.

Aynı zamanda şunu da söylemek gerekir ki kurultay sürecinde benim kurultaya Divan Başkanı olarak gösterilmemi tarafıma teklif eden de önceki dönem Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur ve oy birliğiyle seçilerek onurlu bir görev yaptık, benim için çok kıymetlidir. Şunu da ifade etmek isterim ki CHP mahalle kongrelerinden kurultaya kadar süreçle beraber Kurultay işleyişiyle de Türkiye’de parti içi demokrasinin en üst seviyede temsil edildiği siyasi partidir.

Bu yönüyle geçmişten bugüne 37 kurultay nasıl yapılmışsa, daha iyisini nasıl yapabiliriz arayışıyla kurultay icra edilmiştir ve bu kadar çekişmeli, bu kadar mücadeleci olmasına rağmen kurultay sürecinde en ufak bir çatışma, nahoş olay yaşanmamıştır. Ciddi bir saygı içerisinde 38. Kurultayın geçirilmesi de gerçekten büyük bir başarıdır. Herkes birbirine sarılmış, birbirini tebrik etmiştir."

"KILIÇDAROĞLU'NA ÇEKİL DEMEDİM"

Kurultayın ikinci turunda Kılıçdaroğlu'na "çekil" demediğini belirten İmamoğlu, "Kurultayın ikinci turuna ilişkin tarafıma atfedilen iddiaların aksine Sayın Kılıçdaroğlu ile yapılan görüşmeler, kamuoyuna da yansıdığı üzere herhangi bir çekilme yönlendirmesi içermemekte, sürecin sağduyu ve parti içi pratik teamüller çerçevesinde değerlendirilmesine ilişkin ortak bir yönetimi ifade etmektedir. Bu durum iddiaların gerçekte bir kanıt bulunmadığını açıkça ortaya koyduğu gibi gerçekten şu mahkemeyi, siz değerli yargı mensuplarını asla ve asla mecbur edemeyecek seviyesizlikte iddialar olduğunu göstermektedir. Bu iradeye gölge düşürmeye yönelik sonradan kurgulanan anlatıların ne hukuki ne de siyasi bir karşılığı vardır. Bu nedenlerle iftira ve kurgularla şekillendirilmiş, hukuki nedenlerden yoksun suçlamaları şiddetle reddediyoruz. Gerçeğin karşısında hiçbir senaryonun ayakta kalma şansı yoktur" diye konuştu.

“BU MAHKEMELERDE AVUKATLARIMIZIN YANIMIZDA OLMASINI BEKLERDİK”

İmamoğlu, savunmasını şu sözlerle bitirdi:

"Yaşadığımız siyasi yargılama süreci içinde, yargı tacizi altında, tecridi yüksek bir cezaevinde 2 buçuk metrekarelik bir SEGBİS odasından avukatımızın yanımızda bulunmasını talep ettim. Ancak 'Böyle bir uygulamamız yok' dendi. Ben de duruşma salonunda olmayı istedim. Bütün mahkemelerde hakimlerin, heyetlerin değiştirildiği uygulamalara maruz kaldığımızı siz de takip ediyorsunuz. Burada avukatımın da bizimle birlikte olmasını sağlamanızı isterdik adil yargılanma hakkı için. Muhatap alınmayacak, seviyesiz, mesnetsiz ve ne yazık ki bugünkü siyasi iktidarın organize ettiği işlerin çerçevesinde oluşan bu mahkemelerde avukatlarımızın yanında olmasını beklerdik. Bu yargılamanın bir an önce sanık olarak bulunan arkadaşlarımın beraati ile sonuçlanmasını diliyorum. Bundan sonraki duruşmalara da katılmak istemiyorum.”

İmamoğlu, suçlamaların tümünü reddederek savunmasını tamamladı.