Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, "Kimse birilerinin milletle girdiği savaşın maşası olmasın. Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz" dedi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na yönelik kararının ardından yaşanan temsil krizi, TBMM’ye taşındı. Meclis’te gerçekleştirilen grup toplantısında kimin konuşacağı sorusu, Ankara'da tarafları karşı karşıya getirdi.

Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP Lideri Özgür Özel’in aynı anda grup toplantısı yapmak istemesi nedeniyle Meclis, sabahın erken saatlerinden itibaren hareketli görüntülere sahne oldu.

Kılıçdaroğlu ve Özel destekçileri, sabahın erken saatleri itibarıyla Meclis’in giriş kapılarında toplandı. Özel kanadının Meclis’e 4 bin 600, Kılıçdaroğlu kanadının ise bin 500 ziyaretçi yazdırdığı öğrenildi. Toplantı salonunun 680 kişilik olması nedeniyle zaman zaman izdiham görüntüleri yaşandı.

Özel’e yakın milletvekillerinin sabah saat 09.00 itibarıyla grup toplantısı salonuna girerek sıralara oturduğu görüldü. Milletvekilleri, 9 Haziran 2025 tarihinde yaşamını yitiren Ferdi Zeyrek’in fotoğrafını milletvekili sıralarına koydu. Fotoğrafın önüne karanfiller bırakıldı.

CHP Lideri Özel, Grup Toplantısı’na saat 13.30’da başladı. CHP lideri, konuşmasına geçtiğimiz yıl elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek'i anarak başladı.

"BURASI SEÇİLMİŞLERİN YERİDİR"

Bugün Zeyrek için düzenlenecek anma töreni nedeniyle Manisa'da olacağını ancak mahkeme kararıyla partinin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun "bu durumu fırsat bilerek" grup toplantısına başkanlık etmek istediğini söyleyen Özel, "Herkese danıştım, en son Ferdi'nin sesiyle karar verdim. Arardım; 'Ya birader ne yapacağız' diye. 'Abi biz burayı hallederiz sen orada lazımsın' derdi. Ben bugün burada lazımdım, burada kaldım" ifadelerini kullandı. Özel, "Burası seçilmişlerin yeridir" dedi.

Özel, şu ifadeleri kullandı: "Bugün saat 13.30'da kürsüde kim olacak diye günlerce konuşuldu. Burada bugün konuşmayı bir 'zafer', bir 'başarı' olarak görmüyorum ancak bu kürsüde seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması, Dikmen Kapı önündeki binlerin Türkiye'deki milyonların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum."

"'İKTİDARI TESLİM EDEMEYİZ' DİYORLAR"

Özel, devamla şunları söyledi:

"3 yıl önce partimizde seçimi kazandık. Yüzde 25'lik cam tabandaydık ve yüzde 38'lere ulaştık. Hani CHP'nin iç işi diyorlar ya; CHP'nin iç işi falan değil kim karışır CHP'nin kurultayına. Son 4 kongreyi yok say, YSK'ye göre yok değil, ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir mahkeme olmayacak bir karar alsın, bir asliye mahkemesini ikna edenin her şeyi yapabileceği bir duruma düşürdüler Türkiye'yi. İlk seçimde iktidarı alırlar, biz bu iktidarı veremeyiz, teslim edemeyiz, bütün mesele bu. Bunun üzerine oturuyor bu sistem.

16 tapuyu konuştuğumuz gün çıktı dedi: Muhittin Böcek çıkacak yakında ifade verecek. Ankara'daydım ve bunu ispatlayamadılar. Kendisi defalarca adaylık için para vermediğini açıkladı. En son Ferdi Zeyrek'e para verdim diye ifade verdi. Nasılsa ölmüş dediler. Partiyi lidersizleştiren bir hamle ile bu işi yapmaya çalıştılar."

"YARGIDAKİ ÇETE DÜZENİNİ DAĞITACAĞIZ"

Partisine yönelik baskılara dikkati çeken Özel, "Mesele; CHP'yi olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle, bütün güçlü kaslarıyla ortadan kaldırmaya çalışan Erdoğan'ın, kendini rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil" şeklinde konuştu. Yargıya yönelik eleştirilerde bulunan Özel, "Elbette hukuka güveneceğiz ama önce yargıdaki çete düzenini dağıtacağız" dedi.

Özel, şöyle devam etti: "Bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi. Bunun için bütün bu kurulan kumpasa anlatılan hikayeye ve basın eliyle destekleyen yalanlara karşı Kuvâ-yi Milliye ruhuyla milletin azim ve kararlılığına inanacağız."

Devamla, Kemal Kılıçdaroğlu'nun "11 Haziran Perşembe günü yapacağımız ilk Parti Meclisi toplantısıyla kurultay sürecimizi başlatıyoruz" şeklindeki açıklamasına değinen Özel, Kurultay'ın 26 Temmuz'dan önce yapılması gerektiğini vurguladı.

Ödeyecekleri her bedele rağmen yürüyüşlerini devam ettireceklerini vurgulayan Özel, "Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Önümüzde duran bu milletin ayakları altında kalır. Bu millet önünde kimseyi istemez. Devleti milletin karşısına koyarsanız millet bu devleti önce yener sonra demokratik devleti yeniden inşa eder. Kimse birilerinin milletle girdiği savaşın maşası olmasın. Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz" sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Özel, toplantının ardından, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ile birlikte Manisa’ya hareket etti.

“ÜLKENİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNENLERİN BİRLİKTELİĞİNİN ZAFERİ”
Özel'in konuşmasının tamamı şöyle:

“Biz, demokrasi fikrinin insanlarıyız. Biz sandığa inanırız. Seçime, seçene ve seçilene saygılıyız. Onun için bugün buradaki bu duruş, bu başlangıç ve hep birlikte sürdürdüğümüz bu yürüyüş çok anlamlıdır. Bir gün değildir, bir mevzi değildir, bir zafer değildir. Bir bütünün diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır; vazgeçmemektir, teslim olmamaktır, direnmektir ve bencil bir duyguyla değil; bütün ülkenin geleceğini düşünen bir duyguyla davrananların birlikteliğinin zaferidir. Hepinizi kutluyorum

Bugün 9 Haziran. Kardeşim, arkadaşım, yoldaşım Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Ferdi Zeyrek’in vefatının sene-i devriyesindeyiz. Geçen yıl Kurban Bayramı’ydı. Her kurban bayramında olduğu gibi 05.00 gibi kalktık. Birimizden biri öbürünü alırdı. Ferdi geldi, beni aldı. Genel Başkan’dım, Büyükşehir Belediye Başkanımızdı. Hatuniye Camii’ne gittik, bayram vaazını dinledik ve namazımızı kıldık. Kabristana gittik, Manisa Tarzanı’ndan başladık her zaman ve her sene yaptığımız gibi. Aile büyüklerine, her partiden seçilmiş belediye başkanlarının kabirlerine, partimizin ve diğer partilerin, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 80 öncesinde hayatını yitirmiş olan il başkanlarına ayırmadan ziyaretlerde bulunduk. Şehitlik, Polis Şehitliği… Her sene olduğu gibi. Askeri Şehitlik, sonra kurban kesim alanına gittik ve kurbanlarımızı kestik. Birer but aldık. Ferdi, Gülten Teyze’ye götürdü. Ben anneme, kavurma için. Öğlen 12.00 gibi ayrıldık birbirimizden. Akşam uyumaya yakın, o yorgun günün sonunda o feci haber aldık. O feci kaza haberini… Hep birlikte Manisa Celâl Bayar Üniversitesi’nin bahçesine, hep beraber gittik. Hepiniz vardınız, bütün Manisa vardı. Neredeyse bütün Türkiye’den insanlar vardı, bütün partiler vardı. Üç gün direndi, üç gün dua ettik. Üç gün bir mucizeyi kovaladık. Olmadı, kaybettik. Sonra yine herkes vardı. Hep beraber Manisa’da ilk kez Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan bir cenaze töreniyle meydanlara, Manisa’ya sığmadı. Tarihin en unutulmaz, herkesin gördüğüne şaşırdığı, bir tek Ferdi’yi bilenlerin şaşırmadığı, ‘Böyle biriydi. Ancak bu Ferdi’ye nasip olurdu’ denilen bir törenle kardeşim, kardeşimizi uğurladık. Bugün de birinci sene-i devriyesi. Orada olmak hepimize düşerdi, hepiniz istediniz. Orada olacaktık. Geçen hafta basın mensubu bir arkadaş sordu, ‘Bir dahaki grup toplantısı?’ deyince ben dedim ki ‘Haftaya olmaz. Ferdi’nin vefatının yıl dönümü. Orada oluruz. Herkes orada olur.’ Bu soruya cevap yayınlandıktan bir süre sonra olmayacak bir şey oldu. Gözlerime inanamadım.

“O SABAH PARTİYE 07.00’DE GELENLER GELECEKTİ”

Sonra da böyle araya girip ‘Yahu yapmasanız, etmeseniz’ diyenlere, ‘E Özgür Bey ‘Manisa’ya gideceğim’ deyince ‘Biz yapalım’ dedik’ diyerek, bugün bizim orada olmamızı burada grup toplantısını yapmak için bir fırsat görüldü. Bir açıklama yapıldı. Günlerce düşündüm, günlerce. Aklına güvendiğim herkese danıştım; grubumuza, arkadaşlarımıza, çocukluk arkadaşlarıma. Hep şunu… ‘Gidelim, gelsinler.’ Kim gelecek? Kim gelecek? O sabah partiye 07.00’de kim geldiyse onlar gelecekti. Biraz önce Dikmen kapıda onları gördük zaten. Kim gelecek? Son dört kurultayın seçilmiş Genel Başkanı olmayacak, seçilmiş yöneticileri olmayacak. Son üçünde geçerli oyların hepsini alan Genel Başkanı olmayacak. İlk günden bu yana ilk kez nasip olan ki ‘Kendime saymıyorum’ diye söyledim. Bir Genel Başkan’ın son üç kurultaydır delinmeyen anahtar listesi. Bu ‘Liste iyi yapıldı, güçlü - müçlü’ demek değil. Bu delegenin yani hem son seçilen delegenin, hem ilk delegenin, o günkü delegenin idraki, partiyi sevmesi, sahiplenmesi… Kapalı yere giriyor adam. Kimse görmüyor, atmaz atmaz. Üç sene önce vermemiş 600 kusuru. Hepsi veriyor. Diyor ki ‘Birlikte olalım. Bugün dayanışma günü, ayrışma günü değil.’ O delege gelse, o delege gelse, o ruh gelse, o bilinç gelse, o idrak gelse zaten Özgür Özel’e burada gerek yok. Oraya kimin oturduğunu hiç önemi yok. Ama kim gelecekti? Kimin geleceğini gördük. Nasıl gelmeyi planladıklarını gördük ve buranın ne olduğunu gördük. Burası milli iradenin tecelligahıdır. Burada tecelli eder. Millet bir karar verir, o karar burada tecelli eder. Bütün yıpranmışlığına, yok sayılmasına, anayasayla yetkilerinin yağmalanmasına rağmen eninde sonunda o birinci Meclis’in duvarlarındaki o ruhu gidince hissedersiniz. Burası seçilmişlerin yeridir. Eğer bir seçilmiş ona verilen görevi, yani bugün bu kürsüdür ona verilen görev. Ele verilen bayrağı bir kere bırakmaya görsün. O bayrağı bir kere bırakırsanız millet bir daha elinize vermez o bayrağı. Onun için herkese danıştım.

“İNATLAŞMANIN DEĞİL VAZİFE ÜSTLENMENİN GEREĞİ BUDUR”

En son Ferdi’nin sesiyle karar verdim. Hep Manisa’ya gitmem gerekir, hep burada bir şey çıkar. Orada da olmam lazım. Ararım, ‘Ya birader ne yapacağız?’ Daha derken anlar, ‘Ağabey, biz burayı hallederiz, sen orada lazımsın.’ Ben bugün burada lazımdım, ondan burada kaldım. O yüzden bunun gereği de budur. Burayla ilgili bir inatlaşmanın değil de bir vazifeyi üstlenmenin gereği de budur. Dört koldan saldırı altındayız. Üç yıl önce partimizde seçimleri kazandık. 10 ay önce beş parti birden yüzde 25’lik cam tavandaydık. 10 ay sonra yüzde 38’le 47 yıl sonra partiyi birinci parti yaptık. Kurulduğu günden beri AK Parti’yi ilk kez geçtik. O günden bugüne saldırı altındayız. Bunu bu kadar net koymak lazım. Yani ‘CHP’nin iç işi’ diyorlar ya; bakarsan dışarıdan, anlamazsan meseleyi, çözmezsen kumpası ‘E CHP’nin iç işi.’ CHP’nin içi işi falan değil. Kim karışır CHP’nin kurultayına. Öyle bir noktadayız ki o günün delegasyonuyla iki kere olağanüstü kongre de yapılmış. Günü gelmiş sıfırdan başlanmış, mahallelere tek tek sandık konulmuş. YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş. Dönüp son dört kongreyi iptal etsen, daha doğrusu yok say. YSK’ya göre yok değil. Mazbatalar duruyor, her şey tamam. Hiçbir yere göre yok değil. Ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir istinaf mahkemesi olmayacak bir karar alsın. Artık Türkiye’de hiçbir seçilmişin koltuğunun seçim hukukuyla, itirazlara ve kesinleşmeye bağlı seçim hukukuyla sonucunun kesinleşmeyeceği, bir asliye mahkemesini ikna edenin, bir istinaf mahkemesinin gözünü döndürenin her şeyi yapabileceği bir acayip sistemin içine düşürdüler Türkiye’yi. Ondan kurtulmaya çalışıyoruz. Ama öyle bir kötü akıl var ki onu söylemeden olmaz. Onu görmeden olmaz.

“‘İKTİDARI TESLİM EDEMEYİZ…’ BÜTÜN MESELE BU”

Kötü akıl şu. ‘Yenilmiyorduk, yendiler. Kaybetmiyorduk, kaybettik. İstanbul’u da aldılar, Ankara’yı da aldılar, Türkiye’nin yüzde 65’ini aldılar. İlk seçimde iktidarı alırlar. Biz bu iktidarı veremeyiz. Veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik ama sandıkla gidemeyiz. Dönülecek eşiği çoktan aştık, bu iktidarı teslim edemeyiz.’ Bütün mesele bu. Bunun üstüne oturuyor sistem. Gençlik kolları, kadın kolları, ana kademe… Yok bir önemi. ‘Bu işi kim yapar?’ ‘Bu işi o çocuk yapar.’ Vaktiyle hukuksuz bütün kararları, Anayasa Mahkemesi’nde bozulan o kararları kim aldıysa cesaretle. 15’te 15 AK Parti’nin atadığı Anayasa Mahkemesi’nin 15’te 15’le bozduğu karar yani, düşünün yani. Hani iki kere ikiye ‘beş’ dememiş. İki kere ikiye ‘555’ demiş. Öyle kararları alabilen ve bunu talimatla yapabilen birisine yargı kollarını kurdurdular. Çok anlattım yaptıklarını da mesela bugün için neredeyiz biliyor musunuz? Bugün için. Hesabını veremediği, doğru olduğunu herkesin bildiği, defalarca buradan Murat Kurum’a söylediğim, belediyelerin ellerinde Murat Kurum’un yolladığı yazılar var vergi gelirlerini artırılması için. Hepsinde belli. Murat Kurum tek tek biliyor 16 tapuyu. O yüzden bir kelime söyleyemiyor. Onu söylediğimiz gün çıktı ve dedi ki ‘Efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak. Özgür Özel’e Manisa’da para verdiği ortaya çıkacak.’ İçişleri Bakanlığı koruma ekibi, çıktı ki ortaya Özgür Özel o gün Ankara’da. Gün boyunca programı belli. Dedim ki ‘Bunu ispatlayamazsanız namertsiniz. Alçaksınız. Böyle iftira olmaz’ dedim. İspatlayamadılar.

Sonra ne yaptılar biliyor musunuz? O 110 gün yoğun bakımda yatmış, 20 tane ilaçla yaşayan adamı kendisi defalarca açıkladığı halde, ‘Adaylığım için bir kuruş para verdiysem şerefsizim’ diye kendi yazıp açıkladığı halde. Ya ne parası zaten. Seçilmesi garanti. ‘O kadar belediye varken kimseden bir şey istenmemiş de bizden mi istenmiş?’ diyordu. İki seçim üst üste hiçbir parti kazanamamış Antalya’yı. Adaylığından sonra, son aday gösterilmesinden üç gün öncenin anketi var. ‘Parti gitmiş aday göstermek için para almış da, o parayla anket mi yaptırmış?’ diyordu. Böyle birisine en son ne ifade verdirdiler biliyor musunuz? En son ifade. Önce o paraya orası olmadı, burasını attılar, eşgal tutmadı, yalan tutmadı. En son ‘Gittim kimse görmezken Ferdi Zeyrek’e verdim’ diye ifade verdirdiler. Ferdi Zeyrek’e. ‘Nasılsa ölmüştür, savunamaz, inkar edemez. Özgür Özel ile de ilişkilidir. Böyle dersek biz bu yalanın içinden tutarız. Yalanı kara deliğe atarız. Zaman tünelinde hakikati yok ederiz.’ Bütün hesabı böyle yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Öyle bir noktaya geldik ki; ölmüş insanlara iftira atan, ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş bir başka kardeşimizin namusuna dil uzatan ve içimizdeki bir çekişme bile değil, bir umut bile değil, bir inat mıdır nedir bilinmez, oraya hamle yaparak, partiyi bu duruma getirerek, partiyi adaysızlaştıran, kurumsuzlaştıran, lidersizleştiren bir çözüm paketinde içeriden-dışarıdan her türlü işbirliği ile ilerleyerek bu işleri çözmeye kalktılar.

“İNSANLAR TÜRKİYE DEMOKRASİSİNE BEDENLERİNİ KOYUYOR”

Eğriye eğri doğruya doğru. Amerikan bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı. Ekrem İmamoğlu ilk tutuklandığında her türlü yalanı atan, şimdi saymayacağım tek tek ama hepinizin duyduğu, bizim ‘İddianameyi yargılanmak değil, yargılamak için istiyoruz. Hepsi bunların yalan’ dediğimiz ama popüler olan, bin 200 cep telefonundan tutun da parke altında paralar, toplantıda görüntüler, bavul bavul para. Hiçbiri çıkmadı ya. TGRT bu yalanları atarken, A Haber bu yalanları atarken ‘İddianamede olacak’ diye de söylerken, ‘Kanıtı-ispatı var bunların’ derken, şimdi ‘Ya ben de yalan attım’ diyenler, ‘Videoyu ben de gördüm’ derken, Ekrem Başkan’ın evine desteğe koşanlar, ziyaret edenler, Cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçiminde kullandığı oy ile poz verenler, şimdi kendilerine bir şeyler vadedilince bütün her şeyin yalan çıkmasına, itirafçıların tek tek caymasına, helallik istemesine, tel tel dökülmesine iddianame günlerinde Ekrem Başkan’a ‘hırsız’ demeye başladılar. Arkadaşlarımıza ‘hırsız’ demeye başladılar. Belediye başkanı diyor, ‘Bana geldiler ‘Kurultayda para dağıttım de. Kurultay iptal olsun seni serbest bıraktıracağız’ dediler’ diyor. Buralara geldik. O yüzden mesele ne öyle parti içi mesele, ne bir başka mesele. Mesele; Cumhuriyet Halk Partisi’ni olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle, bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan, rakipsizleştirme, Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Kimse bu işi parti içi bir mesele sanmasın. Aha da bizim parti, parti içi bir mesele olacak, Ali’yle Veli kavgaya tutuşacak, burada gidecek ele güne karşı Meclis’in giriş kapısının önünde, o cılız o aslında güçsüz, ama gücünü haklılığından alan bedenini oradan buradan toplanmış serseri güruhun önüne koyacak. Parti için meseleye değil; Türkiye demokrasisine, ülkenin iktidarının sandıkla değiştirilmesine bedenlerini koyuyorlar orada insanlar.

“KÖTÜCÜL AKLA ALET OLANLARA HAKKIMI HELAL ETMİYORUM”

Bugün yapılan iş, milletle birlikte iktidara yürürken dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir şekilde bir çelme, bir kumpas, bir yolundan çevirme operasyonudur. Bu yüzden bizim bugün buradaki geçirdiğimiz her gün, sıkı sıkı sahip çıktığımız zincirin her bir halkası, o kopmadığımız her an; memleketi Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden koparacak, Trump istiyor diye onun Ankara’daki temsilcisi öyle tarifliyor diye, ‘Buralarda demokrasiye gerek yok, merhametli monarşiler, güçlü tek adamlar lazım. Eskisi gibi Osmanlı’nın son dönem sistemi gibi sistem lazım.’ Öbür taraftan, ‘Devletin başına bir Türk, bir Kürt, bir Alevi lazım. Öbür taraftan baktığında efendim İttihat ve Terakki gibi batıcılar, muhafazakarlar, milliyetçilerin ittifakını derin devlet kuruyor biz de ona uyuyoruz’ deyip bu rezalete ve bu yıkıcı rezalete, bu rejime kasteden niyetlere karşı o zincirleri tutuyoruz. Bugün kopmayan halka, bu halkadır. O yüzden Dikmen kapının önündeki binlere seslenirken de söyledim, teşekkür ederken de söyledim. Size de söylüyorum. Siz bugün Türkiye’yi kuruluş ayarlarından, Gazi Mustafa Kemal’in emanetinden koparmaya çalışanlara karşı o kopmayan halkasınız, o kopmayan halkasınız. O yüzden hem Ferdi’nin ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara, o kararı alanlara, aldıranlara, o karara uyanlara, hem de Genel Merkezde o kara günü yaşatanlara, hem de bugün bu Meclis’in altında cüret edilen bu meseleye, o kötücül akla, o AK Parti’nin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa varsa şu kadarcık hakkım, hakkımı helal etmiyorum. Şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum.

Müslim Sarı: Özgür Özel'in Grup Başkanlığı İptal Edilecek
Müslim Sarı: Özgür Özel'in Grup Başkanlığı İptal Edilecek
İçeriği Görüntüle

“O BİNADA KİMLER VAR KİMLER…”

Ve bugün maalesef ömrüm boyunca bir kez kötü söz söylemedim ve söyletmedim, ona söz söyleyenler için şu Meclis Genel Kurulu’nda neler geldi başıma ve neler… Darp edildim, kürsüler altında kaldım, neler yaşadı bu Grup neler… Yine de asla ve asla partinin geçmişine saygımdan ağzımı açmıyorum ve susuyorum. Ama gerçekten bu yaşatılanlar ve bu partiye yaşatılanlar benim kendi meselenin ötesinde Genel Başkanı olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var kimler… Kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın. Bugün, o gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile o gün CHP ile hiç ilgisi olmayan seçmenlerimiz bile bugün aynı duygu durumunda, aynı kararlılıkta o zinciri kopartmamak için kendi kol kola girmesiyle herkes gözümde bambaşka bir yerdedir. En üst mertebededir. O binada bugün Kemal Bey’e Çubuk’ta organize bir linç girişimi yaşatılırken ölümü göze alarak onunla birlikte, onu koruyarak yanında duran mesela Murat Emir yok orada. Ama 1980 öncesi yedi TİP’li genci öldüren Haluk Kırcı’nın ekibi selam veriyorlar 12’nci kattan, Genel Başkan katından selam veriyorlar objektiflere. Kemal Bey Şavşat’ta saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikasta uğrayan ve onunla birlikte saldırı altında kirpinin içinde olan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey’e oradan ateşler atılırken, kirpinin içine girerken, Kemal Bey’in üstüne kapanan Seyit Torun’u iki kolundan tutup da attılar o binadan dışarıya. ‘Ya hapse atılacaksın, ya AK Parti’ye katılacaksın’ denildiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada. Ama ‘Bir sonraki operasyon şu CHP’li belediyeye’ deyip belediye başkanlarının kendilerine ve ailelerine haysiyet suikastı yapanlar, o haberleri yapanlar o binada geziyorlar. Adalet Yürüyüşü’nün biri isim babası, biri fikir babası; Aykut Erdoğdu ile Bülent Tezcan yok. Aykut Silivri’de, 12 metrekarelik zindanda. Ama İBB Borsası’nda tutuklananları ziyaret edip ‘2 milyon lira vereceksen, şu iftirayı atarsan çıkarsın’ diyen avukat, Yunanistan’a kaçarken yakalattığım avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılan avukat o binada ‘Arınma başlanmış burada’ diye paylaşıyor. O binada AK Parti’yi yenen kadrolar yok. O binada yenilgiye itiraz edenler, o binada direnenler, mücadele edenler yok. O binada Cumhuriyet Halk Partisi bu yolu yürüyemesin diye tarihin görülmüş en büyük iftira, kumpas, karalama ve algı yönetim kampanyalarının yöneticileri, partinin aklı olmuşlar güya. ‘Bizi yıpratacak’ diye partiyi perişan eden işlerle meşguller orada.

“BU MİLLET PARALELİN KİM OLDUĞUNU BİLİR”

O yüzden şimdi çıkmışlar oraya buraya ‘Efendim bir paralel CHP varmış, paralel CHP anlayışı varmış. Bizim Meclis’i paralel genel merkez olarak yapmamız kabul edilemezmiş.’ O yüzden burası da zapt edilmeliymiş. Biz genel merkezden Meclis’e yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık, onlara bıraktık ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir binadan ibaret değil bir anlayıştan, bir inançtan, gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu; son kalenin bir bina, kapısı çatısı değil son kalenin Cumhuriyet’e inananların yüreğindeki olmayan korku duygusu, var olan mücadele duygusu olduğunu söyledik. Bu millet paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet emniyet müdürü varken, emniyetteki emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Ya da bu millet seçilmişler varken, atanmış paralelleri bilir. Bu millet paralel devleti kim atadıklarına yönetirdi ve seçilmişler onlara teslim olursa nasıl kukla gibi kaldılar, direnenlere ya da o paralele teslim olmayanlara ne kötülükleri yapıldığını da bu grup da bilir, bu millet de bilir. Onun için her şeyi yapın ama bu dille; bu FETÖ’den kalma dille, önüne geleni FETÖ’cü ilan eden dille, önüne geleni hain ilan eden dille, demokrasiyi tehdit gördükleri için demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğunu kabul etmeyenlerin her direnişe ‘ayaklanma’, her meydana ‘sokak çağrısı’, her mitinge ‘sokakları karıştırmak, Türkiye’yi karıştırmak’ diye bakan sığ anlayışın o terminolojisini bu Cumhuriyet Halk Partisi’nde görev yapmış kimseye yakıştırmam. Asla ve asla Cumhuriyet Halk Partisi’ne ‘paralel yapı, FETÖ’ ya da namuslu arkadaşlarımıza ‘hırsız’... Atılan iftiralara uygun olarak çeşitli iddianame laflarını doğruymuş gibi, iddianameye bile giremeyen iftiraları doğruymuş gibi alıp; ‘Yok, arınacağız’, ‘Yok, atacağız. Yok, satacağız.’ Böyle bir şeye teslim olursak biz Cumhuriyet Halk Partisi olmaktan çıkarız. Elbette hukuka sığınacağız, elbette hukuka güveneceğiz, elbette bağımsız yargının her şey olduğunu bileceğiz ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız, yargı kollarını dağıtacağız.

“100 YIL ÖNCEKİ GİBİ SADECE MİLLETE İNANACAĞIZ”

İktidar yürüyüşümüz, geldiğimizde yargıyı ele geçirmek için değil, bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir yargı düzeni kurmak içindir. İktidar yürüyüşümüz gelip de onların yağmaladığı, önce TMSF’ye yolladığı, sonra milletin bankasının parasından kendisine yandaş yaptığı medyayı bu sefer bizim tarafa almak, çökmek değil. Bir daha kimsenin yandaştıramayacağı bir medya, bir basın düzeni kurmak. Basındaki herkesin sadece kendini mesleki değerlerine ve millete karşı halkın haber alma hakkına karşı sorumlu hissettiği patronaj ilişkilerinin devlet üzerinden beslenmediği, her bir basın emekçisinin de güçlü sendikasıyla patronundan, o sendika ile patronun da devletten korunduğu kimsenin ele geçiremeyeceği bir sistem kurmak için iktidar olmak zorundayız. İşte o günün basınıyla, o günün yargısıyla, yarının Türkiye’sini hep beraber ayağa kaldıracağız. İki kere iki nasıl dört ediyorsa bugünkü yargının yazdığına, çizdiğine; bugünkü basının köpürttüğüne, yönettiğine teslim olarak bir adım geri atarsak, teslim alacaklar ülkeyi. Yarını olmayacak ülkenin. Ne demokrasisi, ne bağımsız yargısı, ne bağımsız basını, ne de gençlerin ve hiçbirimizin bir ümidi… Bunun için bütün bu kurulan kumpasa, anlatılan hikayeye ve basın eliyle desteklenen tüm bu söylemlere karşı Kuvay-i Milliye ruhuyla 100 yüzyıl önce olduğu gibi sadece ve sadece milletin azim ve kararlarına inanacağız. Sadece ve sadece millete…

“2 MİLYON ÜYEMİZ VAR, 2 BİN KURULTAY İSTEMEYEN BULAMAZSIN”

Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri dönülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan ve bugün burada cüret edilen meseleden sonra; bir aklı selim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz. 2 milyon üyemiz var, 2 bin kurultay istemeyen, ‘Seçilmiş yönetsin’ demeyeni bulamazsınız. O biniyle de bayramlaşma yapalım, o binini getirelim grup yapalım, o binini getirelim ki ‘Çıkar CHP kimliğini’ desen 200 tane kimlik çıkmaz. Binaya girip şey diyor, ‘Tam bir CHP’li oldum’ diye yanındakine şaka yapanlarla, o bin bindirilmiş ve gezdirilmiş kıtayla ne kurultay yapabilirsiniz ne bayramlaşma ne grup toplantısı ne başka bir şey. O yüzden herkesin artık nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri ‘Derhal kurultay yapılmalıdır’ diyor. CHP’yi kayırmak için demiyorlar bunu. Kendilerinin de tabii olduğu bu sistem ortadan kalkarsa, demokrasi ortadan kalkacağı için söylüyorlar. Bütün siyasi partiler, barolar, barolar birliği, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanı’nın belli bir evreye kadar bu konuyla ilgili söylediği değerlendirmeler, AK Parti’de geçmişte önemli görevler yapmış ya da şimdi uçak kalktıktan sonra arkadaşlarımızla konuşan aklı selim herkes ‘Ya ne yapıyoruz biz?’ diyor. ‘Ne yapıyoruz? CHP kurultayını yapmalıdır ve CHP seçilmiş bir yönetimle yoluna devam etmelidir. Ne yapıyoruz biz?’ diye. Bunun için efendim diyalog olsa, vallahi hiç uzak durmadık. Çok net söyleyeyim. Kurultay yapılamaz iddiaları, ‘Efendim tedbir var kurultay yapılamaz.’ Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları, aynı metinde birleşiyorlar, aynı anlayışta. Diyorlar ki ‘Bu yırtığı hızla dikmezsek kamu düzeni ortadan kalkacak bu kararla’ diyorlar. Türkiye’nin en önemli kamu hukukçuları, seçim hukukçuları diyorlar ki ‘Kurultayın yapılması değil, yapılmaması mümkün değildir. Tek görev hızla kurultaya gitmektir. Görev budur, başka görev yoktur. Genel başkancılık, PM’cilik bu kararla oynanamaz. Yapılacak ilk iş, yeniden bir seçime gitmektir.’ Günlerce söylediler, ‘Seçim olamaz, seçim olamaz.’ Dedik ki ‘Hocalardan bir konsey kuralım.’ Reddettiler. ‘Hocaların hakemliğinde tartışalım.’ Reddettiler. ‘İkişer avukat’ dedik. ‘Birisi alanında Türkiye’nin en iyisi’ dedik. Reddettiler. Konuşup konuşup, ‘Biz bu kurultayı yapamayız’ dediler.

“TARİHİ FIRSAT VE EŞİK”

Şimdi bu yaşananlarla birlikte ‘Tedbir var kurultay yapamayız’ diyenlerin, ‘Kurultay sürecini başlatacağız’ açıklamasını duyduk. Burada tarihi fırsat ve eşik şuradadır. Madem ki kurultay yapılacağına, yapabileceğinize ikna oldunuz, ki başka yolu yoktur. Madem ki mahalle, ilçe, il seçimleri tamammış, bir tek kurultayı ortadan kaldırmış istinafın kararı. O kurultayı yapmalısınız. Yapacaksınız başka çaresi yoktur. ‘Efendim birkaç ay sonraya söyleyelim, bir takvim ilan edelim. Bir yıla yayalım, AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa, o seçime o şekilde yakalanalım.’ Burada yapılacak iş daha önce milletvekillerimizin, 111 milletvekilinin imzayla çağrıda bulunduğu, 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapmaktır. Aksi takdirde parti altı yıldır kurultay yapmamış pozisyonda kalmaktadır. Seçime girmesi tehlikeye girmektedir. Kurultay yapabileceğinizi gördünüz, ‘Şimdi takvim başlatacağım. Bir yıla 1,5 yıla yayacağım. Seçimlere bir yıl kala nasıl olsa ertelenecek, ben bu partinin başında seçime gideceğim’ derseniz bu memlekette tek umudu Cumhuriyet Halk Partisi, tek umudu önümüzdeki seçim olan on milyonlarca kişinin, herkesin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara bir kabusu yaşatır ve onları ebediyen sandıktan koparır, onların umutlarını kırar, onları geri dönülmez bir şekilde kaybedersiniz, kaybettirirsiniz. Şunu görün, parti son dönem butlana hazırlık için yapılanların arasında bile her seferinde birinci parti çıktı. Bu süreçte yapılan anketler gösteriyor ki millet bu yapılanlara kökünden karşı çıktı. Parti tarihin en önemli, en güçlü noktalarından bir tanesinde ve bu demokratik mücadelesiyle… Yani birileri demokrasiyi askıya almışken, öyle bir parça marça değil, saç tanesi kopmadı partiden. Binadakiler dışında kimse yok ki ‘Bu partiye bu yapılanlar doğrudur’ desin. Böyle bir fırsatta kurultay kararının, 26 Temmuz’u geçirmeden verilecek olması partiye tarihi bir şahlanış, kimsenin bir daha geri döndüremeyeceği büyük bir demokratik yürüyüş imkanı verir. Bunun heba edilmemesi son derece önemlidir.

“255 MİTİNG YAPTIM, BİR KİŞİNİN BURNU KANAMADI”

Diğer yandan ‘Yok halkı ayaklanmaya çağırmak, sokağa dökmeye çalışmak’ bilmem ne. 255 miting yaptım ben. Hep savunduğum şeydi, hep savunduğum şey. Sen çık sokağa, milletin derdiyle dertlen. Yap mitingini, yap eylemini. Bak bakalım o sessiz çoğunluk, o meydana gelmese de o yandan dönüp de bakıp senin söylediğine hak verince nasıl değişecek her şey. 255 miting yaptım Genel Başkan olarak. Bir kişinin burnu kanamadı, evet. Bir kişinin cüzdanı çalınmadı. Bir kişinin bir taciz iddiası olmadı o sıkışık kalabalıklarda. O meydanları dolduranlar ya da bugün bir vatandaş, ‘Dikmen kapı önüne gittim’ diyor. ‘Oradaki Özgür Özel‘i destekleyenlerin bilinç düzeyine, ne için buraya geldiklerini o kadar iyi biliyorlar ve anlatıyorlar ki’ diyor, diğer tarafta karşıdan sigara içenlere karşı. Böyle bir kitlemiz var. Böyle bir beklentisi var. Böyle bir şekilde yol yürümek, ilerlemek ve birlikte başarmak istiyorlar. Bu insanların umutlarını kırmamak, bu ülkeye bu kötülüğü yapmamak lazım. Bugünkü durum için dün defalarca söyledik. Sağ olsunlar belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz. Dedim ki ‘Çağırdıkları kitleyi genel merkeze götürsünler. Ben grubu yapmayayım, gideyim Ferdi’ye.’ Son ana kadar millet gelip de meseleye el koyana kadar normalde Dikmen’de, Mamak’ta ya da bir başka tarafta bu grubu televizyondan izlemek varken öyle pijamasının üstüne paltoyu çekip de öyle fırlayıp buraya gelen o amcam… Bu grubu bu şekilde yaptırana kadar ne önerdiysek reddedildik, ne önerdiysek reddedildik. ‘Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı’ derler ya bu dünya hiçbirimiz kalmayacak. Bu parti hiçbirimize kalmayacak. Ama bu biz doğruyu yaparsak bu parti emanet edildiği, Cumhuriyet’le birlikte emanet edildiği gençliğin yarınlarının umudu olacak.

“BENİ MANİSA’DAN KOPARAMADILAR, ÇÜNKÜ ARKAMDA DAĞ GİBİ SİZ VARDINIZ”

Biz Türkiye’de yeni bir siyasetin önünü açıyoruz. Yorulan, yaşlanan, tükenen bir siyaseti geride bıraktık. Eski nesil, köhneleşen siyaseti geride bıraktık. Yeni nesil bir siyaseti kuruyoruz. Ama bunu yeni nesille kurmuyoruz, 10’uncu Yıl Marşı’ndaki gibi her yaştan gençlerle birlikte kuruyoruz. Butlancı var orada. 34 yaşında. Demokratik olarak örümcek kafa. Nasıl vaktiyle yapılmış olan darbelerden medet umanlar ‘Aman paşam’ diyenler varsa, 30-34 yaşında örümcek kafa butlancı da var, 74 yaşında evden terlikle fırlamış, gelmiş, burada Cumhuriyet Halk Partisi'ni korumaya gelen gençler de var.O yüzden hep beraber yürüyeceğiz. Arkamıza bakmadan. Dönüp de bakarsak arkada dostlarımızın yürüdüğünden, yiğit insanların yürüdüğünden emin olarak, dönüp de bakarsak ‘Kimse geride kalmasın’ diye, TOMA’nın arkasında kimseyi bırakmamak için bakarak. Değişime doğru, yeniye, iyiye, güzele doğru yürüyeceğiz. Herkes bilsin ki vakti gelmiş bir değişimin üstünde kimse duramaz. Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Milletin önüne çıkmak isteyenler bilsin ki; önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır. Ne yapılırsa yapılsın bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir, askere çağırır gider, evlat yollar şehidi gelir ‘Vatan sağ olsun’ der. Ama devleti milletin karşısına koyarsanız, millet o devleti önce yener, sonra yeniden demokratik devletini inşa eder. Bunun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya çalışmasın. Millet ile savaşa girmeye kimse kalkışmasın. Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın, ona alet olmasın. Çalışacağız, acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz. Bedeller ödeyeceğiz. Ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Koşup kapıya gelenlere, bu grubu yaptıranlara, burada olanlara, dimdik arkamızda duranlara bir teşekkürüm var. O da şudur. Buradan, kürsüden belki de en kısa konuşmalardan biri oldu. Bu konuşmayı tamamlayacağım. Sonra Mansur Başkanımızla birlikte bulduğumuz bir uçakla Manisa’ya gideceğim. Sizin sevginizi, duanızı Ferdi kardeşime ileteceğim. Beni Ferdi’den, Manisa’dan koparamadılar. Çünkü arkamda dağ gibi siz vardınız. Hepinizi seviyorum. Hep beraber başaracağız. Size inanıyor, size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar.”