İYİ Parti'nin 5. Olağanüstü Kurultay'ında Müsavat Dervişoğlu ile birlikte genel başkan adayı olan Milletvekili Mehmet Tolga Akalın, partisinin kuruluş amaçlarından uzaklaşması nedeniyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.
Akalın, sert ve uzun bir açıklama yayımladı. Akalın, İmralı Süreci'ndeki bazı tartışmalara değinip İYİ Parti yönetimini eleştirdi.
SERT SÖZLER İLE AYRILDI
Akalın, X hesabından şu açıklamayı yaptı:
"Türkiye Cumhuriyeti, milletimizin tarih içindeki büyük yürüyüşünün muhteşem eseridir. Bu eser, milletin derunundan gelen büyük ruhun var ettiği devletimizin kimliğinde ebedî varlığını temsil eder.
Bizler bu ruhun, bu kimliğin, bu muhteşem maceranın âşıkları, sevdalıları ve mensuplarıyız. Bu inançla yetiştik, milletimizin bendeleri olduk. Bu inancın ve vazife anlayışının bir ürünü olarak demokrasi tarihimizin sahnesinde yer almış olan İYİ Parti; Erdoğan iktidarının bozduğu devlet düzenini ve zedelediği millet birliğini, Cumhuriyet’in kurucu değerleri üzerinden restore ederek ve geliştirerek yeniden tesis edebilmek için kurulmuştur. İYİ Parti, her türlü engellemeye rağmen, Türk siyasi tarihinin gördüğü ve iki yıl süren en muazzam politik mücadelelerden biri sonucunda kurulmuştur. İYİ Parti, süreçte büyük emek sahibi binin üzerinde Türk milliyetçisinin oluru ve Türkiye’nin yurtsever, demokrat ve muhafazakâr insanlarının katkıları ile kurulmuştur.
İYİ Parti; AKP ile CHP arasına sıkışan Türk siyasetine, Türk milliyetçilerinin bir iktidar yolu, bir üçüncü yol açma iradesi sonucu kurulmuştur.
Kurulduğu tarihten itibaren Erdoğan’ın baskın ilk erken seçimine ve YSK üzerinden seçime girememe tehdidine muhatap kalan parti üst yönetimimiz; 2018 yılında bu baskıya, 2023 yılında da altılı masanın baskısına direnemediği için partimizi kuruluş iddia ve hedeflerinin çok uzağına düşürmüştür.
Yeniden ayağa kalkabilmemiz için büyük bir umut olan 27 Nisan 2024 tarihli olağanüstü kongremizden bugüne kadar geçen yaklaşık iki yıllık süre içerisinde de parti üst yönetimini, asgari nezaket zaaflarına rağmen, partimizi yeniden kuruluş eksenine oturtacaklarına ve hedeflerine taşıyacaklarına dair umudum sebebiyle koşulsuz ve açıkça destekledim.
Bugün geldiğimiz noktada Sayın Genel Başkan ile kasım ayından itibaren yaşanan bazı politik gelişmeler karşısında alınması gereken tavırlar konusunda aylardır derinleşen fikir ayrılıklarımız olduğunu görmekteyim.
Başka partilere yapılan şantajı! dert edinip kendisine yapılan şantaja karşı sessiz kalmak doğru değildir. Üstelik, şantajcıyı tekrar baş tacı ederek partimizde yeniden bir cam tavan oluşmasına müsaade etmek de anlaşılabilir değildir.
“İhanet hariç herkesle görüşürüz.” diyen üst yönetim anlayışımız; Türklüğün anayasal hâkimiyeti kapsamında Öcalan/DEM ile aynı görüş ve dile sahip olan partiler ile derin istikşafî görüşmeler yaparak “ortaklaşma alanları” belirlemekten çekinmemektedir. Diğer yandan, ihanetin karşısında dimdik duran partilere aylardır mütekabil nezaket ziyareti yapılmamasının, partimizin yeni rotasının izlerini gösterdiğini de üzülerek görmekteyim. Bilinir ki bazen insanın yapmadıkları ne yapmak istediğinin en açık göstergesidir.
Diğer yandan, yıllardır AKP ile CHP arasında kurulan tahterevalli düzeninin bir benzerinin son dönemde MHP ile İYİ Parti arasında inşa edilme çabalarını da görüyorum. Bu, milliyetçileri marjinal alanda istihdam edip Erdoğan’a düz ovada engelsiz siyaset yolunu açan siyaset tarzını şiddetle reddediyorum. “Terörsüz! Türkiye” tahterevallisinde ancak cesedini çiğneten “piyade milliyetçiliği” bizim kaderimiz değildir. Nihayetinde Türk milliyetçiliğinin mal, konvansiyonel dönem siyasetçilerimizin tüccar olduğu bu majestelerinin milliyetçilik anlayışının yıkılması ve sivil, demokratik milliyetçiliğin önünün açılması mutlak bir gerekliliktir.
Tüm bu ve benzeri durumlar karşısında uzun süreli bir iç politik mücadele başlatmak bir seçenek olmakla birlikte, sonuçta bunun kazananlarının, partinin kuruluş hikâyesi ve mücadelesinde olmayan, kariyeri planlanmış birkaç siyasetçi olabileceği de aşikârdır. Kaldı ki maziye olan hürmet, dostlukları muhafaza mesuliyeti ve müşterek binlerce partili arkadaşlarımızın incinme ihtimali de beni böyle bir mücadeleye girmekten men etmektedir.
Diğer yandan, uğrunda milletimize ve arkadaşlarımıza karşı kefil olduğumuz büyük bir hikâyenin ve iddianın öksüz kalmasına sessiz kalabilmek de mümkün değildir. Bu koşullar altında hem siyasi iddiamızı hem de dostluklarımızı muhafaza etmek için uzun yıllardır mücadele arkadaşlarımız ile birlikte bir evlat gibi büyüttüğümüz İYİ Parti ile hukuki bağımı kesmekten başka bir yol kalmadığını üzülerek ifade etmek istiyorum.
Cumhuriyet’imizin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Bu ilke, Cumhuriyet’in ruhudur ve bu ruhu yaşatmak her Türk evladının en mukaddes vazifesidir.” ifadeleri, bizlerin siyasi mücadelesinin referansı ve özetidir. Tanıyanlar bilir ki bütün bir siyasi yaşamım; Türk milletinin özgürlüğünün ve egemenliğinin coğrafyamızda ilelebet hâkim olabilmesi için, Cumhuriyet’i kuran Türk milliyetçiliği fikrinin ve ona bağlı kadroların Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ülkeyi yeniden yönetmesinin bir ihtiyaç olduğu inancına adanmıştır. İnanıyorum ki bundan sonra da böyle olacaktır.
Bugün hiçbir mücadele arkadaşımın henüz helalliğini istemiyorum.
Çünkü biliyorum ki bir gün dereler ırmaklara, ırmaklar nehirlere ve nehirler de okyanuslara kavuşacak ve bizim hikâyemiz asla yarım kalmayacaktır. Önümüzdeki seçimde sadece yeni bir Cumhurbaşkanı ve hükümet seçmeyeceğiz; aynı zamanda yeni bir gelecek de seçeceğiz. Bu Cumhurbaşkanı ve hükümet geçmiştir; biz birlikte yeni bir gelecek inşa edeceğiz.
Son olarak bugüne kadar birlikte çalıştığımız tüm genel merkez teşkilatlarımıza, milletvekillerimize, il ve ilçe başkanlıklarımıza, partili mücadele arkadaşlarımıza ve genel merkezimizin ve Meclis grubumuzun güzide çalışanlarına göstermiş oldukları dostluklar nedeniyle sonsuz teşekkürlerimi sunuyor; bundan sonraki siyasi mücadelelerinde ve hayatlarında canı gönülden başarılar diliyorum."