Gündem

CHP Ankara İl Başkanı Erkol 'Keçiören' Geriliminin Nedenini Anlattı

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, "Seçime kadar AKP'nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne rahat vermeyeceğini düşünüyoruz. Biz de AKP’nin artık bu ülkeyi yönetemediğini göstermek için buna karşı mücadelemizi ve etkinliğimizi artırarak sürdüreceğiz. Onun için sokakta Cumhuriyet Halk Partisi’ni meşru ve hukuki bir mücadele içerisinde insanlar daha fazla görecek." açıklaması yaptı.

Erkol, Babaocağı'nda gazeteci Mevsim Altay'ın sunduğu "Konuşuyoruz" programına konuk oldu. Erkol, Adalet Bakanlığına Akın Gürlek'in atanması, CHP'ye yönelik operasyonlar, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın partiden istifası ve ülke gündemine yönelik değerlendirmelerde bulundu.

"Bu operasyonların yapılıp yapılmamasına, nerede ve kime karşı, hangi şiddette yapılacağına zaten siyaset karar veriyor" diyen Erkol, konuşmasında şunları kaydetti:

"Partiyle devlet ilişkisinin iç içe geçmesi eleştirileri hep yapılıyordu AKP’ye. Bunun artık böyle tartışmasız bir görüntüsü oldu son atamalar diye düşünüyorum. Yargıyla siyasetin ilişkisinin daha görünür hale geldiği bir atama oldu diye düşünüyorum. Çok bilinen, konuşulan şeyler artık böyle; hani hükümetin de, kabinenin de çok çekinmediğini, açıkça bunu, siyaset-yargı ilişkisini somut olarak göstermekten geri durmayacaklarını ifade eden bir yaklaşım oldu. Adalet Bakanı’nın ödüllendirilmesi gibi oldu. Asıl sorun, Adalet Bakan Yardımcısının tekrar başsavcı olarak dönmesiydi; yani asıl eleştirilen nokta, siyasi bir kişiliğin, bakan yardımcısı olan bir kişinin İstanbul gibi önemli bir megapole başsavcı olarak gönderilmesiydi. Nitekim sonrasında da hep bu operasyonların arkasında başsavcının ismi geçti; yani nerede operasyon varsa orada Başsavcı anıldı operasyonlarla birlikte. En büyük problem orasıydı. Ama yine hep şu konuşuluyordu: Hani burada yaptıkları bir gün AKP tarafından ödüllendirilecek, dokunulmazlık zırhına kavuşturulacak ve Adalet Bakanı yapılacak diye. Bunun zamanlaması ile ilgili çeşitli tartışmalar oluyordu.

Şimdi tekrar önce Adalet Bakanlığı, sonra Başsavcı, sonra tekrar bu defa daha üst bir noktadan Adalet Bakanı; aslında bu, yargıdaki siyasallaşmanın çok açık bir fotoğrafı oldu. Bence bu Adalet Bakanı ataması da demokratik bir ülkede hiç olmaması gereken bir şeydi ama oldu. Şaşırdık mı? Şaşırmadık; çünkü benzeri çok örnek oldu. Bundan sonrasında hep beraber izleyeceğiz, göreceğiz. Kaygılıyız tabii; yani Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili yürüyen davalar zaten birçoğu hukuki olmaktan çok siyasiydi. Şimdi siyasetin yargıya müdahalesinin artacağına dair kaygılar daha da yüksek. Bir şey söylemek için bence çok erken ama şundan eminiz: Bu operasyonların yapılıp yapılmamasına, nerede ve kime karşı, hangi şiddette yapılacağına zaten siyaset karar veriyor ve bu karar verme makamı bence Adalet Bakanı’nın da daha üstünde bir makam. Onun için Adalet Bakanı’nın kim olduğunu aşan bir konu bu. Eğer o en tepedeki merkez artarak devam etsin derse yine Adalet Bakanı da bu senaryoya çok uygun bir isim kuşkusuz. Ama ben bu kararın Adalet Bakanlığını aşan bir noktada alındığını, Adalet Bakanlığının ya da başsavcıların alınan kararı uygulama noktasında etkili olduklarını düşünüyorum. Onun için Adalet Bakanı değişikliğini çok özel bir mesaj olarak görmüyorum doğrusu.

"Şu an itibarıyla 15 ilçe belediye başkanımızdan CHP’den ayrılmayı düşünen hiçbir başkanımız yok"

Şimdi belediyelere dönük operasyonlarla, işte bizim yargı darbesi diye değerlendirdiğimiz süreçle başladık. Bu süreçte AKP belediye başkanlarını, ki belediye başkanları Cumhuriyet Halk Partisi’nin toplumla en geniş buluşma noktasını oluşturuyordu, onların hem itibarsızlaştırılması hem de görev yapamaz hale getirilmesi amaçlanmıştı. Ama şu ana kadar açılan davalar, gözaltılar, tutuklamalar sonrasında yapılan birçok kamuoyu anketinde göründü ki toplum bu davaları siyasal olarak algılıyor. Bazen yüzde 60, bazen yüzde 65, bazen yüzde 70 oranında insan diyor ki 'bu davalar siyasi.' Dolayısıyla ne Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının itibarı aşağı indi ne de ilgili belediyeler hizmet yapmaktan geri durdu. Yani İstanbul üzerinden konuşursak Sayın Ekrem İmamoğlu bugün kamuoyunda bundan 6 ay, 1 yıl önceki kadar prestijli; yine sevilen, sayılan bir isim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Sayın Ekrem İmamoğlu’nun açtığı yoldan ilerliyor; kreşleri de yapıyor, metroları da yapıyor, parkları, yeşil alanları da yapıyor. Yani bir şey değişmedi. Evet, değişen ne oldu? Belediye başkanlarımız içeri girdi, çalışma arkadaşları içeri girdi. Yani çok sayıda Cumhuriyet Halk Partili ve aileleri mağdur oldu. Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönük sistematik, medya yoluyla karalamalar oldu ama seçmen nezdinde bir değişiklik olmadı. Belediye faaliyetlerine devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hapisteki belediye başkanları da aldıkları oyu daha da yükseğe çekerek toplumun gönlündeki yerlerini koruyorlar.

Tam bu noktada aslında ipuçlarını görmüştük. Bu defa hükümet başka bir yola gitti. Gözaltına alıp tutuklamak yerine birtakım -neyse o, her kişiden kişiye değişebiliyor- baskı ve tehdit araçları, baskı ve tehdit ortamı yaratarak onları kendi partisine geçmeye zorlamayı tercih etmeye başladı. İşte Aydın’da başarılı oldu, Gaziantep Şehitkamil’de başarılı oldu, Antalya’da bazı ilçelerde başarılı oldu. Böylece yeni bir sayfa açılmış oldu. Bu yeni sayfada bir CHP’li belediye başkanını içeri atmak yerine onu birtakım baskı yöntemleriyle zorlayıp AKP’ye geçiriyorlar. Böylece o belediyenin kamusal birtakım hizmetlerini, kamusal olanaklarını kendi partilerinin ya da iktidarın hizmetine sunuyorlar; yani belediyeyi ele geçiriyorlar. Böylece aslında seçmenin oylarıyla onlara değil, muhalefete, Cumhuriyet Halk Partisi’ne verdiği bir belediyeyi AKP’ye transfer etmiş oluyorlar. Seçimle kazanamadıklarını yargı yoluyla ya da baskı yoluyla kazanmış oluyorlar. Bu yeni bir model. Görünen o ki bir süre bu modele devam edecekler. Yani başka belediyeleri çeşitli yollarla sıkıştırıp onları da 'ya cezaevine gidersin ya AKP’ye geçersin' gibi bir ikileme sokacaklar.

"Bazı belediye başkanlarını doğrudan AKP’li isimlerin ya da AKP’ye yakın bazı aracıların ziyaret ettiğini duyuyoruz"

Birtakım gelişmeler olduğunu duyuyoruz. Yani Ankara’da da oluyor. Bazı belediye başkanlarını doğrudan AKP’li isimlerin ya da AKP’ye yakın bazı aracıları ziyaret ettiğini duyuyoruz. Ama şu ana kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Keçiören’in geçişiyle birlikte, daha doğrusu istifa edişiyle -henüz Keçiören Belediye Başkanı bir yere geçmedi ama demeçlerinde MHP ve AKP’ye sıcak baktığını söyledi- kulis bilgileri olarak da AKP ile bir dizi görüşme yaptığını biliyoruz. Zaten kalan 15 ilçe belediye başkanımız var. Bunlara zaman zaman çeşitli telkinler, baskılar olduğuna dair bize bilgi veriyorlar. Böyle şeyler olduğunda başkanlar bizi arıyor zaten. Ama şu an itibarıyla 15 ilçe belediye başkanımızdan CHP’den ayrılmayı düşünen hiçbir başkanımız yok. Gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş ve 15 ilçe belediye başkanımız bu olaydan rahatsızlar. Cumhuriyet Halk Partili seçmenin oylarıyla seçilen bir belediye başkanının tam da karşısına, iktidar yanlısı bir parti ya da partilerden bir tanesine geçmesinin ya da geçme girişimlerinde bulunmasının hem siyasi etiğe uygun olmadığını hem seçmen iradesine karşı bir darbe olduğunu diğer arkadaşlarımız da vurguladı. 15 ilçe belediye başkanımız artı 1 Büyükşehir Belediye Başkanımız birlikte Cumhuriyet Halk Partisi’nin çalışmaya, halka hizmet etmeye devam edeceklerini kamuoyuna açıkladılar.

"AK Parti bence de bir ilçe belediye başkanını transfer etmekten daha fazlasını hedefliyor"

AK Parti bence de bir ilçe belediye başkanını transfer etmekten daha fazlasını hedefliyor. Sayın Mansur Yavaş’ı ve Sayın Mansur Yavaş nezdinde şu anda Cumhuriyet Halk Partisi’nde görevi olan ya da seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veren milliyetçi-muhafazakar arkadaşlarımızı tedirgin etmeyi amaçlıyor. Milliyetçi-muhafazakar dünyayla Cumhuriyet Halk Partisi arasına bir gerilim, bir fay hattı koymayı hedefliyor bence. Yani mesele yalnızca bir Keçiören Belediye Başkanının CHP’den istifa edip başka bir yere geçmesi değil; Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye İttifakı çatısı altında kucakladığı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleneksel seçmenleri dışındaki milliyetçi-muhafazakâr camiayı CHP’den uzaklaştırma girişimi. Bu camianın da simge ismi kuşkusuz Sayın Mansur Yavaş. Yine Sayın Mansur Yavaş, Türkiye’de gelecekte siyasette çeşitli önemli konumlar için aday gösterilme ihtimali olan bir siyasetçi gibi göründüğü için, Sayın Mansur Yavaş’ı bu anlamda da bir şekilde ötekileştirmek, zayıflatmak gibi bir amacı olduğu yorumuna katılıyorum ben de. Yani bu Mesut Özaslan üzerinden yapılmak istenen şeyin hedeflerinden bir tanesi Sayın Mansur Yavaş. Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütleri de, tabanı da bu oyunu bence gördüler, görüyorlar. Sayın Genel Başkan zaten bunu açıkça ifade etti. Dolayısıyla tutmayacağını düşünüyorum. Yani bu tuzağa Cumhuriyet Halk Partisi düşmeyecek.

"Mesut Özaslan 40 yıllık Cumhuriyet Halk Partili gibi davranıyordu"

Mesut Özaslan’ı Cumhuriyet Halk Partisi’ne önerenin Mansur Bey olması da çok kritik bir şey değil. İnsanlar birlikte çalıştıkları kişilerden cevval, üretken, atak, öne çıkan isimleri öneriyorlar. Sonuçta Mesut Özaslan da bir mesleği olan, yüksek lisans düzeyinde eğitimi olan, belli bir belediye deneyimi olan; yani bakıldığında belediye başkan adayı gösterilmesi rahatsızlık yaratmayacak bir isimdi. Keçiören’de de bizim milliyetçi-muhafazakâr tabana sıcak gelecek bir aday göstermek gibi bir stratejimiz vardı. Stratejimize uygun bir isim olduğu için Mesut Özaslan’ın ismi Keçiören’de karşılık buldu. Yoksa Mansur Yavaş zorla dayatarak bize Mesut Özaslan’ı aday yaptırmadı; önerdi. Bizim yetkili kurullarımız da Cumhuriyet Halk Partisi’nin Keçiören adayı için belirlediği profile uygun olduğunu gördüğünden adaylığını kabul etti. Bence adaylık da doğruydu ki Cumhuriyet Halk Partisi gayet başarılı bir kampanyayla, başarılı bir seçimle Keçiören’i yıllar sonra kazandı. İki yıl Keçiören’i yönetti ama gönül istemezdi böyle bir ayrılık olmasını; büyük hayal kırıklığı yarattı.

Bir de tabii şöyle bir şey var: Yakından tanıyanlar, Mesut Özaslan 40 yıllık Cumhuriyet Halk Partili gibi davranıyordu. Girdiği ortamlarda gerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğiyle gerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı ile ilgili çok benimsediğini gösteren, övgü dolu cümleleri peş peşe sayıyordu. Hatta zaman zaman espri konusu olurdu; “Bizi geçti Mesut Başkan, 40 yıllık partililerden daha fazla Cumhuriyet Halk Partisi’ne sevgi cümlesi kuruyor, övgü kuruyor” diye. Dolayısıyla da ne oluyor diye herkes şaşırdı. Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi ile ve Genel Başkanla sorun yaşamış bir isim değildi. Sorunsuz bir iletişim sürdürdüğü partisinden ve Genel Başkan’dan bu kadar hızlı kopması, koptuktan hemen sonra Genel Başkan’a sataşma ya da saldırı diyebileceğimiz bir davranışı benimsemesi, evet, şaşırtıcı.

"Seçime kadar AKP’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne rahat vermeyecek"

Seçime kadar AKP’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne rahat vermeyeceğini düşünüyoruz. Biz de AKP’nin artık bu ülkeyi yönetemediğini göstermek için buna karşı mücadelemizi ve etkinliğimizi artırarak sürdüreceğiz. Onun için sokakta Cumhuriyet Halk Partisi’ni meşru ve hukuki bir mücadele içerisinde insanlar daha fazla görecek. Biraz yönü değişecek. Artık biz AKP’yi eleştiren taraf olmaktan, bu ülkeyi nasıl yöneteceğimize dair bilgileri, belgeleri ve tutumları toplumla paylaşmaya çalışacağız. Toplumun her kesimine, biz yönetirsek bu ülkede sizin hayatınızda neler değişeceğini göstermeye çalışacağız. Çünkü çeşitli araştırmaların gösterdiği şey şu: Toplum, Cumhuriyet Halk Partisi’nin nasıl bir yönetim sergileyeceğini merak ediyor. Yani bir grup seçmen Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veriyor ama bir grup da Cumhuriyet Halk Partisi’ni izliyor ve soru soruyor. Diyor ki: 'Sen gelirsen ne yapacaksın?' Biraz da biz gelirsek ne yapacağımızı anlatmaya odaklanacağız. Yani yalnızca AKP ve onun kötü uygulamalarıyla mücadele etmekle, direnmekle sınırlı kalmayacağız. Biz iktidar olduğumuzda neleri öncelikle yapacağız, bir öğrencinin hayatını nasıl rahatlatacağız, bir emekliye nasıl daha iyi bir ortam sağlayacağız, bir işçi için neler yapacağız; bunları anlatacağız."