Ankara Barosu, "24 Ocak Tehlike Altındaki Avukatlar Günü" dolayısıyla Baro önünde açıklama yaptı. Başkan Mustafa Köroğlu, şunları kaydetti:
"Bugün burada yalnızca bir takvim gününü anmak için değil, savunmanın neden vazgeçilmez olduğunu hatırlatmak için toplandık. 24 Ocak, Tehlike Altındaki Avukatlar Günüdür. Bugün, mesleğini yaptığı için baskı gören, soruşturulan, yargılanan, tutuklanan ya da susturulmak istenen avukatların günüdür. Ama aynı zamanda şunu açıkça söyleme günüdür: Avukatın tehlike altında olduğu bir yerde, hukuk güvende değildir. 24 Ocak tarihi rastgele seçilmemiştir. 24 Ocak 1977’de, İspanya’nın Madrid kentinde, Atocha Caddesi’ndeki bir hukuk bürosu silahlı bir saldırıya uğradı. İşçilerin, sendikaların ve siyasal davaların savunmasını üstlenen avukatlar hedef alındı. Bu saldırıda beş avukat yaşamını yitirdi. Bu olay bize şunu acı biçimde gösterdi: Savunma, otoriterliğin karşısında durduğu anda hedef haline gelir. İşte bu nedenle, 24 Ocak; yalnızca bir anma günü değil, savunmanın bedelini hatırlama günüdür. Tehlike Altındaki Avukatlar Günü, bu tarihsel hafızadan hareketle 2009 yılında, tehdit altındaki avukatlara dikkat çekmek ve uluslararası dayanışmayı güçlendirmek amacıyla hayata geçirilmiştir.
"Hukuk devleti, yalnızca anayasa metinleriyle değil; avukatların fiilen özgür olup olmadığıyla ölçülür"
Her yıl, bir ülke özel olarak odak ülke olarak seçilir. O ülkede savunma makamının karşı karşıya kaldığı riskler raporlanır, bu raporlar kamuoyuna açıklanır ve ilgili devlet makamlarıyla doğrudan diyalog kurulması hedeflenir. Yani bu gün, yalnızca sembolik değildir. Bugün, hukuka dair somut bir hesap sorma günüdür. 2026 yılı için odak ülke, Amerika Birleşik Devletleri olarak belirlenmiştir. Bu karar; 2025 yılı boyunca avukatlara yönelik artan baskılar, hukuk bürolarını hedef alan yürütme işlemleri, siyasi saiklerle yapılan misillemeler ve savunmanın bağımsızlığını zedeleyen uygulamalar nedeniyle alınmıştır. Bu tablo bize şunu bir kez daha göstermektedir: Hukuk devleti, yalnızca anayasa metinleriyle değil; avukatların fiilen özgür olup olmadığıyla ölçülür.
"Savunma makamı güçsüzleştirildiğinde adil yargılanma hakkı korunamaz"
Bugün ABD konuşuluyor olabilir. Ama şunu hepimiz çok iyi biliyoruz: Avukatların karşı karşıya kaldığı tehditler, ülkelere özgü değildir. Bu tehditler, hukukun zayıfladığı her yerde benzer biçimde ortaya çıkar. Türkiye’de avukatlar; yaptıkları savunmalar nedeniyle soruşturma geçirebilmekte, müvekkilleriyle özdeşleştirilmekte, duruşma salonlarında mesleki itibarları zedelenebilmekte, kamusal alanda hedef gösterilebilmekte ve zaman zaman, yalnızca görevlerini yaptıkları için baskı altına alınabilmektedir. Kabulü mümkün olmayan bu yaklaşımın son halkasını karşı taraf asil tarafından katledilen merhum meslektaşımız Avukat Zekeriya Polat oluşturmaktadır. Bunları dile getirmek, ülkeyi kötülemek değildir. Tam tersine, hukuka sahip çıkmaktır. Avukat; devletin karşısında duran kişi değildir. Avukat, hukukun yanında duran kişidir. Savunma makamı güçsüzleştirildiğinde; ne yargı bağımsız kalabilir, ne adil yargılanma hakkı korunabilir. Bu nedenle şunu açıkça söylemek zorundayız: Savunma yoksa, adalet yoktur. Tehlike Altındaki Avukatlar Günü bize şunu hatırlatır: Madrid’de öldürülen avukatlarla, bugün dünyanın herhangi bir yerinde baskı gören bir avukat arasında fark yoktur. Bu mücadele; tehdit edilen avukatların ailelerine sahip çıkmayı, ülkesini terk etmek zorunda kalan meslektaşlara destek olmayı ve hiçbir avukatı yalnız bırakmamayı gerektirir.
"Savunma evrenseldir, adalet evrenseldir"
Bugün buradan Türkiye’den şu mesajı vermek istiyoruz: Bizler; savunmanın suç sayılmadığı, avukatın mesleğini korkmadan icra edebildiği, baroların susturulmadığı bir hukuk düzeninden yanayız. Barolar susmaz. Savunma geri çekilmez. Avukat yalnız değildir. Bugün ABD’deki meslektaşlarımızla dayanışma içindeyiz. Ama aynı zamanda, hukukun evrensel ilkelerine Türkiye’den sahip çıktığımızı da ilan ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki: Savunma evrenseldir. Adalet evrenseldir. Ve bu mücadele, hepimizindir."